PH

Bazı maddelerin pH değerleri
Madde pH
Hidroklorik Asit, (tuzruhu) -1.0
Gastrik Asit <center>1.5 – 2.0
Limon <center>2.4
Kola <center>2.5
Sirke <center>2.9
Portakal <center>3.5
Bira <center>4.5
Asit yağmuru <center><5.0
Kahve <center>5.0
Çay <center>5.5
Süt <center>6.5
Su <center>7.0
İnsan tükürüğü <center>6.5 – 7.4
Kan <center>7.34 – 7.45
İdrar (alınan besine bağlı olarak) <center>5.0 – 8.0
Safra sıvısı <center>7.0 – 8.0
Gözyaşı <center>7.4
Pankreas özsuyu <center>7.8 – 8.0
Beyin omurilik sıvısı <center>7.4
Deniz Suyu <center>8.0
El Sabunu <center>9.0 – 10.0
Amonyak (NH3) <center>11.5
Çamaşır Suyu <center>12.5
Sodyum Hidroksit <center>13.5
Kostik Soda <center>13.9

pH bir çözeltinin asitlik veya bazlık derecesini tarif eden ölçü birimidir.

0′dan 14′e kadar olan bir skalada ölçülür. pH teriminde p; eksi logaritmanın matematiksel sembolünden, ve H ise hidrojenin kimyasal formülünden türetilmişlerdir. pH tanımı, hidrojen konsantrasyonunun eksi logaritması olarak verilebilir:

pH = −log[H+]

pH hidrojen iyonun aktivitesi cinsinden bir asit veya bazın derecesini ifade etme yoluyla ihtiyaç duyulan niceliksel bilgiyi sağlar. Bir maddenin pH değeri hidrojen iyonu [H+] ile hidroksil iyonunun [OH] derişimlerinin oranına direk bağlıdır. Eğer H+ derişimi OH derişiminden fazla ise çözelti asidik; yani pH değeri 7 den düşüktür. Eğer OH derişimi H+ derişiminden fazla ise maddemiz bazik; yani pH değeri 7 den büyüktür. Eğer OH ve H+ iyonlarından eşit miktarlarda mevcutsa, madde 7 pH değerine sahip olmak üzere nötrdür.

Asit ve bazlar herbiri serbest hidrojen ve hidroksil iyonlarına sahiptirler. Belli koşullarda ve belli bir çözeltide hidrojen ve hidroksil iyonlarının ilişkileri sabit olduğu için, birini tesbit etmek diğerini bilmek ile mümkündür. Bu anlamda, pH, tanımsal açıdan hidrojen iyonu aktivitesinin seçici bir ölçümü olsa da, hem alkalinlik hem de asitliğin bir ölçüsüdür. pH logaritmik bir fonksiyon olması açısından, pH değerindeki bir birimlik değişim hidrojen iyon derişimindeki on-katlık değişime karşılık gelir.


İnegazili, Sungurlu

İnegazili, Çorum ilinin Sungurlu ilçesine bağlı bir köydür.

Tarihi

Bir rivayete göre ismini İğneligazi adındaki bir terziden almıştır.
Geçmiş tarihde İğneligazi ile tokuşbaba savş halinde imiş. Tokuş tepesinde karşılaşırlar iğneligazi Tokuş babayı burada öldürür. Tokuş tepe ismini buradan alır. Şu anda da türbesi buradadır. İğneligazi ise oradan ayrılır ve şu an köyün bulunduğu yerde iğneligazi köyünü kurar.

Ülkemizde her yerde özlenen hoşgörü İnegazili köy kültüründe temel taşıdır. Köy halkı Alevi ve Sünni vatandaşlardan oluşmuş bu iki kültür birleşerek ortak bir kültürü meydana getirmiştir. 1980 öncesi yıllarda ülkenin bir çok yerinde mezhep çatışmaları çıkarken birliktelik içinde birbirlerine saygı ile yaşamayı öğrenen köy halkı bu gibi anlamsız çatışma ve husumete hiçbir zaman karışmamış geçmişten bugüne genç kuşaklara bu hoşgörü ve kardeşliğin yaşatılmasını öğretmiştir.Tek mezhebin yaşadığı bir köyde yaşamaktansa her iki kültürü birden tanıma şansı kolay kolay elde edilemeyecek bir fırsat olsada bu köy bu fırsatı yakalamış ve değerlendirmiştir.

Coğrafya

Çorum iline 121 km, Sungurlu ilçesine 41 km uzaklıktadır.

İklim

Köyün iklimi, anadolu iklimi etki alanı içerisindedir.

Nüfus

Yıllara göre köy nüfus verileri
2007
2000 369
1997 263

Bölge iklimine uygun olarak Arpa,buğday, nohut ağırlıklı tahıl tarımı yapılmaktadır. Fakat köyün ekonomisinin asıl kaynağı yılık 500 milyon dolar ihracatı bulunan çorap sektörünün duayanlerinin bu köyden olmasıdır. Dursun,Özçelik,Öztaş,Azim,Alpin,Ülker,Çelik gibi markaların sahipleri İnegazili Köyündendir. İstanbul’a yerleşip başarıyı elde eden işadamları doğdukları yerleri unutmamış Okul, Sağlık Ocağı, Cami, Öğretmen Lojmanları, Su şebekesi, Kanalizasyon , Soğuk hava depolu cenaze yıkama römorku, Köyün çeşitli yerlerine modern piknik alanları,son derece zarif 1.sınıf mermerden Köy çeşmeleri ve burada sayamayacağımız nice hizmetlerde bulunmuşlardır.

Muhtarlık

Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.

Altyapı bilgileri

Köyde ilköğretim okulu vardır. Köyün hem içme suyu şebekesi hem kanalizasyon şebekesi vardır. Ptt şubesi ve ptt acentesi yoktur. Sağlık ocağı vardır ancak sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.

==Ayrıca Bakınız


Barbie

Barbie(ilk piyasaya çıkış; 1959) 90 lı yıllardan itibaren dünyanın en çok satmış kız çocuklarının vazgeçilmez oyuncağı, perdeye, çarşafa, terliğe, çamaşıra, parfüme ve akla gelebilecek her türlü ürüne imza atmış bir marka.

Barbie bebek aslında, yaratıcısı, Amerikalı işkadını Ruth Handler’ın kızı Barbara Handler’dan esinlenilmiştir.1950′lerin başında Barbara’nın annesi Ruth, kızının ve arkadaşlarının yetişkin kadın bebekleriyle oynamayı normal bebeklerden daha fazla sevdiklerini farketti. O zamana kadar yetişkin bebekler sadece kartondan yapılıyordu. Ruth Handler, gerçeğe çok yakın üç boyutlu bir bebek yapmaya karar verdi.

Konuyu oyuncak şirketi Mattel’e ileten Ruth’un teklifi, tümü erkeklerden oluşan yönetici kurul tarafından ciddiye alınmadı. Bunun üzerine Ruth, Almanya’ya gitti ve orada satılan “Lilli” adlı bebeklerden aldı. Ona benzeyen bir bebek yaptı, hatta giysilerini tasarlaması için profesyonel bir terzi bile tuttu. Bebeği ellerinde gören Mattel yöneticileri daha fazla direnemediler ve Ruth’un kızından ismini alan ilk Barbie bebekleri 1959′da piyasaya çıktı.

Dış bağlantılar

Resmi site


Mutfak (oda)

Mutfak yemek hazırlamak için kullanılan odadır. Modern mutfak tipik olarak bir ocak ya da mikrodalga fırına sahiptir ve yemekleri temizlemek ve bulaşık yıkamak için bir lavabosu vardır. Modern mutfaklarda genellikle bulaşık makinesi de bulunur. Yemek depolamak için kullanılan kiler, dolap ya da buzdolabı gibi tesisatlar da mevcuttur.

Mutfağın temel işlevi yemek pişirmek olsa da, özellikle evlerde büyüklüğüne, içindeki donanıma bağlı olarak değişik faaliyetler de yürütülebilir. Eğer bir çamaşır yıkama makinesi varsa, mutfakta yıkama ve kurutma yapılabilir. Mutfak eğer yeterince büyükse ailenin yemek yediği yer olabilir. Bazen ailenin ve misafirlerin bir araya gelmek için tercih ettiği en rahat oda olabilir.

Mutfağın Evrimi

Mutfağın gelişimi temelde ocağın atış yeri ve ocağın gelişimiyle bağlantılıdır. 18. yüzyıla kadar, açık ateş yemek pişirmenin yegâne yöntemiydi ve mutfağın mimarisi hep bunu yansıtır. Teknik ilerlemeler yemek pişirmeye 18. ve 19. yüzyıllarda yeni yöntemler getirince, yeni kazanılan bu esneklik mimarlara mutfaklarda temel değişiklikler yapmak fırsatını verdi. Musluk suyu sanayileşme dönemi boyunca kademe kademe mümkün hale geldi; önceleri su en yakın kuyudan çekiliyor ve mutfakta ısıtılıyordu.


Erken Tarihi

Antik Yunan’daki evler genellikle avlu biçimliydi: odalar merkezi bir avlunun etrafına yerleştirilmişti. Böyle birçok evde, bu avlu mutfak görevini görürdü. Üst sınıftan insanların evlerinde, genellikle banyonun yanında ayrı bir oda mutfak olarak kullanılırdı (böylece böylece iki oda da mutfak ateşinin yardımıyla ısıtılabilirdi), iki odaya da avludan kolaylıkla ulaşılabilirdi. Böyle evlerde, mutfağın arkasında yiyecek ve kap kacağın bulunduğu ayrı bir oda vardı.

Roma İmparatorluğu’nda alt sınıfların evlerinde mutfağı yoktu; yemeklerine ortak halk mutfaklarında pişirirlerdi. Bazılarının taşınabilir, üzerinde ateş yakılabilen bronz ocakları vardı. Üst sınıftan olan Romalıların görece daha iyi donanımlı mutfakları vardı. Bir Romalı evinde mutfak ana binaya eklenmiş ayrı bir odaydı. Pratik ve sosyolojik nedenlerden dolayı ayrıydı bu oda: Mutfağın yarattığı duman ve köleler tarafından kullanılıyor olması, onun ayrı tutulmasını gerektiriyordu. Ocak genelde zemindeydi, duvara yerleştirilmişti –bazen azıcık yükseltilmişti-; öyle ki pişirenin diz çökmesi gerekiyordu. Baca yoktu.

Erken ortaçağ Avrupa’nın tek odalı evlerinde binanın en yüksek yerinde açıkta bir ateş olurdu. Mutfak bölgesi girişle bu ateşin bulunduğu yer arasındaydı. Şöminenin yerine, çatıda dumanın dışarı çıkmasına yardımcı olan bir delik bulunurdu. Pişirmenin ötesinde, bu ateş ısı ve ışık kaynağı olurdu.

Avrupa’daki soylu sınıfın geniş çiftlik evlerinde, mutfak ana binanın en altında ayrı bir katta bulunurdu.

Bilinen ilk ocaklar Japonya’da ortaya çıktı. En erken bulgular Kofun Dönemine (3.-6. yüzyıllar) aittir. Kamado adı verilen bu ocaklar, kilden ve harçtan yapılıyordu; odun ve mangal kömürüyle ateşleniyor, tepesinde kabın asılabileceği bir delik barındırıyordu. Bu ocak ancak ufak değişikliklerle yüzyıllar boyunca kullanıldı. Avrupa’daki gibi, üst sınıfların evleri yemek pişirme işi için ayrı bir odaya sahiptiler. Mangal kömürüyle ateşlenen, irori adlı bir çeşit açık ateş çukuru, ikinci bir ocak olarak birçok evde Edo dönemine (17.-19. yüzyıllar) kadar kullanıldı. Kamado ana yemekleri (örneğin pirinç) pişirmek için kullanılırken, irori yan yemekleri pişirmek için ve ısı kaynağı olarak kullanılıyordu.

Mutfak ortaçağ boyunca mimari gelişimden etkilenmedi ve açık ateş yegane yemek pişirme yöntemi olarak kaldı. Ortaçağdaki Avrupa mutfakları karanlık, dumanlı, isli mutfaklardı ve bundan dolayı “dumanlı mutfak” olarak anılıyorlardı.

10. yüzyıldan 12. yüzyıla, Ortaçağ Avrupa’sının şehirlerinde, mutfaklar hala odanın ortasında açıkta ateş kullanıyorlardı. Üst sınıftan insanların evlerinde, zemin kat ahır olarak kullanılırken mutfak, yatak odası ve hol gibi bir üst katta yer almaktaydı. Bu dönemlerde Japonların evlerinde, mutfak ayrı bir oda haline gelmeye başlamıştı.

Kalelerde ve manastırlarda, yaşama ve çalışma alanları ayrılmıştı; mutfak ayrı bir binaya taşında ve böylece oturma odalarına ısı sağlayan bir yer olmaktan çıktı.

Şöminenin gelişiyle, ocak odanın merkezinden, duvara taşındı ve ilk tuğla-harç ocaklar yapıldı. Ateş yapının üzerinde yakılıyor, alt kısım odun koymak için kullanılıyordu. Demirden, bronzdan ya da bakırdan yapılmış kaplar, önceden kullanılan kil kapların yerini almaya başladı. Isının azaltılıp arttırılması, kabı yukarı ya da aşağı asarak ya da bir nihalenin üzerinde doğrudan ateşe yerleştirerek sağlanıyordu.

Leonardo da Vinci ateşin üzerine yerleştirilen şişler için, onların kendiliğinden dönmesini sağlayan otomatik bir sistem icat etti. Bu sistem üst sınıfların evlerinde yaygın olarak kullanıldı.

Isıtmak ve pişirmek için açıktaki ateşin kullanılması riskliydi; tüm şehri yok eden yangınlar çok sık oluyordu.

Geç ortaçağın başlarında, Avrupa’daki mutfakları evi ısıtma işlevini yitirdiler ve yaşama alanının dışına çıkarak ayrı bir odaya taşındılar. Oturma odası artık mutfaktan ayarlanan kiremit ocaklarla ısıtılıyordu; böylece içerisinin duman olmaması sağlanıyordu. Dumandan ve kirden muaf olarak, oturma odası böylece sosyal işlevlere hizmet eden bir yer haline geldi ve kişinin zenginliğini gösteren bir vitrin olarak bazen şık bir şekilde döşenmeye başlandı. Üst sınıflarda, yemek yapma işi ve mutfak hizmetçilerin alanıydı ve mutfak oturma odalarının dışına, hatta yemek odasının bile uzağına konuldu. Daha fakir olan alt sınıfların evleri henüz ayrı bir mutfağa sahip değillerdi; genellikle bütün işlerin görüldüğü tek bir odaya ya da genellikle girişte bir mutfak bölümüne sahiplerdi.

Ortaçağın dumanlı mutfağı genellikle aynı kaldı. Özellikle kırsal çiftlik evlerinde ya da fakir evlerde çok sonraya kadar böyle sürdü. Avrupa’daki birkaç çiftlik evinde, dumanlı mutfak 20. yüzyılın ortasına kadar kullanımdaydı. Bu evlerde genellikle hiç şömine yoktu ama ateş yakılan yerin hemen üzerinde odundan yapılan ve kille kaplanan bir duman başlığı vardı; eti tütsülemek için kullanılıyordu. Duman daha sonra yükseliyor, üstteki odaları ısıtıyor ve zemini haşaratlardan koruyordu.

Kolonyal Amerikan Mutfakları

Kolonyal Amerikan mutfaklarında, ortaçağ Avrupa’sı mutfaklarının özellikleri görülür. Kuzey bölgesindeki erken göçmenlerin genellikle ayrı bir mutfağı yoktu; kulübenin köşesindeki bir ocak, mutfak boşluğu işlevini görürdü. Sonraları mutfak ayrı bir oda haline geldi ama kulübenin içinde olmaya devam etti.

Güney eyaletlerindeki gelişim tamamen farklıydı ama iklim ve sosyolojik şartlar da öyle. Güney eyaletlerinde, ortaçağ Avrupa’sındakine benzer nedenlerden dolayı, mutfak malikânenin dışına sürülmüştü çünkü mutfak köleler tarafından işletiliyordu ve onların çalışma yeri zamanın sosyal standartları nedeniyle efendilerinkinden ayrı olmalıydı. Buna ek olarak, bölgenin sıcak iklimi bir mutfağı işletmeyi, özellikle de yazın, sıkıntılı bir iş haline getiriyordu.

Ana binadan tamamen ayrılmış “yaz mutfakları”, tarlada çalışan işçilere yemek hazırlama ve konserve yapma işleri yüzünden evin ısınmasını önlemek amacıyla uzak kuzey bölgelerindeki geniş çiftliklerde gelişti.(VİKİPEDİ ÖZGÜR ANSİKLOPEDİ)

Sanayileşme

Sanayileşme dönemindeki teknolojik ilerlemeler mutfaklara büyük değişiklikler getirdi. Ateşi tamamen kuşatan daha etkili demir ocaklar belirdi. Franklin ocağını da içeren erken modeller 1740’larda belirdi. Bunlar pişirme için değil ısıtma için tasarlanmıştı. İngiltere’de Benjamin Thompson 1800’lerde Rumford ocağını tasarladı. Bu ocak önceki ocaklara nazaran daha etkiliydi; ocağın üzerindeki deliklere asılı ve böylece yalnızca alttan değil tüm yönlerden birçok kabı ısıtmak için tek bir ateş kullanıyordu. Bununla birlikte bu ocak geniş mutfaklar için tasarlanmıştı. Evde kullanmak için çok büyüktü. Bu teknikle üretilmiş daha küçük bir ocak olarak Oberlin ocağının 1834 yılında A.B.D.’de patenti alındı ve sonraki 30 yıl boyunca 90000 adet satarak ticari bir başarı haline geldi. Bu ocaklar hala odunla ya da kömürle yakılıyordu. 1820’lerin başında Paris’e Londra’ya ve Berlin’e gazlı sokak lambaları yerleştirilmiş ve 1825’te A.B.D.’de ilk gazlı ocağın patenti alınmış olmakla birlikte, kentsel alanlarda aydınlatma ve yemek pişirme için gaz kullanılmasının sıradan bir şey haline gelmesi 19. yüzyılın sonunu buldu.

19. yüzyılın ikinci yarısındaki kentleşme ve diğer kayda değer gelişmeler eninde sonunda mutfağa yansıyacaktı. Koşulların dayatmasıyla, şehir planlamasına, evlere su dağıtım şebekesinin kurulmasına ve atık suyun üstesinden gelmek için kanalizasyon yapılmasına başlandı. Gaz boruları döşendi; gaz başlangıçta aydınlatma için kullanılıyordu ama şebeke yeterli derecede büyüyünce, gazı ısıtmak ve ocakta yemek pişirmek için kullanmak mümkün hale geldi. 20. yüzyıla geçerken, elektrik gazın karşısında önemli bir alternatif olarak belirmişti ve yavaş yavaş onun yerini almaya başladı. Fakat gazlı ocak gibi elektrikli ocağın da başlangıcı yavaş oldu. İlk elektrikli ocak 1893 yılında Chicago dünya fuarında sunuldu ama teknolojinin onu kaldıracak kadar gelişmesi 1930’ları buldu.

Sanayileşme sosyal değişimlere de yol açtı. Burjuvazinin yükselişi sürerken, şehirlerdeki fabrika emekçileri uygun olmayan koşullarda barınıyorlardı. Bütün aileler altı kat ve üstü harap apartmanlarda, kötü havalandırılmış ve yetersiz ışıklandırılmış tek ya da iki odalı dairelerde kalıyorlardı. Bazen dairlerini evsizler (night sleepers) denilen, yalnızca gece için yatak kiralayan bekar adamlarla paylaşıyorlardı. Böyle bir dairede mutfak, sıklıkla yatak odası, oturma odası ve hatta banyo olarak kullanılıyordu. Su kuyulardan çekilmek zorundaydı ve ocakta ısıtılırdı. Su boruları ancak 19. yüzyılın sonuna doğru döşendi ve bundan sonra bina ya da kat başına bir musluk düşmeye başladı. Kaplar ve mutfak eşyaları genelde açık raflarda saklanıyordu ve odalar basit perdeler kullanılarak birbirinden ayrılıyordu.

Tüm bunların tersine, sömüren sınıfın tarafında dramatik değişiklikler gerçekleşmedi. Bodrum katında ya da zemin kattaki mutfak, hizmetçiler tarafından işletmeye devam edildi. Bazı evlere su pompaları yerleştirildi ve bazılarında lavabo ve su çekicileri vardı (kalelerdeki bazı feodallerin mutfakları dışında henüz su musluğu yoktu). Demir plakalardan yapılan ve odun, mangalkömürü, kömürle ateşlenen ve bacaya bağlı boruları olan ocakların yapılmasıyla, mutfaklar daha temiz yerler haline geldi. Hizmetçiler için mutfak yatak odası görevini de görüyordu; yerde ya da alçaltılmış tavanın arasında buldukları boşluklarda yatıyorlardı, çünkü yeni ocakların bacayla bağlantısı mutfağın yüksek bir tavana sahip olmasını gerektirmiyordu. Mutfağın zemini döşeliydi; eşyalar tozdan ve buhardan korunmaları için kapalı dolaplarda temiz olarak saklanmaya başlandı. Büyük bir masa tezgah olarak kullanılıyordu; bu masa aynı zamanda hizmetçiler için yemek masası olarak da kullanıldığından, etrafında bir sürü sandalye de olurdu.

Orta sınıf, elinden geldiğince üst sınıfların lüks yemek biçimlerini taklit etmeye çalıştı. Küçük dairelerde yaşayan orta sınıf için mutfak ailenin yaşadığı ana odaydı. Çalışma ya da oturma odası, ara sıra yapılan yemek davetleri gibi özel durumlar için saklanıyordu. Bu nedenle, bu orta sınıf mutfakları, yalnızca hizmetçilerin kullandığı üst sınıf mutfaklarından daha gösterişsizdi. Burası mutfak eşyalarını saklamak için kullanılan dolaplardan başka, ailenin beraber yemek yiyebileceği bir masayı ve sandalyeleri; bazen –eğer yeterince yer varsa– koltuk ya da sediri barındırırdı.

Gaz boruları ancak 19. yüzyılın sonlarında döşendi ve gazlı ocaklar eski kömür ocaklarının yerini aldı. Gaz kömürden daha pahalı olduğu için, bu yeni teknoloji önce burjuvaların evlerinde kullanıldı. Gazlı ocakların kullanıldığı işçi apartmanlarında gaz dağıtımı jetonla çalışan bir makine sayesinde gerçekleşiyordu.

Tarımsal bölgelerde, odun ya da kömür ocakları hatta açık ateşli ocaklar kullanılmaya devam etti. Gaz ve su boruları önce büyük şehirlere döşendi; küçük köyler çok daha sonra bundan yararlanabilir hale getirildi.

Modernleşme

Elektriğin ve gazın kullanılması eğilimi 20. yüzyıla geçildiğinde de devam etti. Sanayide, üretim sürecinin en etkili hale getirilmeye çalışıldığı modernizm dönemine gelinmişti. Taylorizm doğdu ve süreci optimize etmek için hareket-zaman etüdü kullanılmaya başlandı. Bu fikirler, 19. yüzyılın ortasında Catharine Beecher tarafından ortaya atılan ve Christine Frederick’in 1910’larda yaptığı yayınlarla ayrıntılandırılan ev işinin profesyonelleştirilmesi olarak anılan yükselen eğilime bağlı olarak ev mimarisine de sıçradı.

Emekçi kadınlar, erkeklerin maaşı yetmediğinden, aileyi ayakta tutabilmek için sıklıkla fabrikalarda çalışıyorlardı. Sosyal konut projeleri yeni bir dönüm noktası oldular: Frankfurt mutfağı. 1926’da geliştirilen bu mutfak, 1.9 metreye 3.4 metre standart uzunluktaydı. İki amaç için üretilmişti: pişirme zamanını azaltmak için mutfak işini optimize etmek (böylece kadınlar fabrikaya daha çok zaman ayırabilecekti) ve yeterince donanımlı mutfakların üretilmesinin fiyatını azaltmak. Margarete Schütte-Lihotzky tarafından tasarlanan mutfak, ayrıntılı hareket zaman etütlerinin ve dönemin yemekli vagonların verdiği esinin sonucuydu. Mimar Ernst May tarafından tasarlanıp Frankfurt’ta yapılan sosyal konut projesinde 10000 daireye bu mutfaklardan yapıldı.

Bu mutfaklara getirilen ilk tepki ağır bir şekilde eleştireldi: insanlar Schütte-Lihotzky tarafından yapılan tasarımla gelen değişime alışkın değillerdi; mutfak o kadar küçüktü ki, içinde yalnızca bir kişi iş görebiliyordu; bazı saklama yerleri un gibi bazı çiğ yemek malzemelerinin çocuklar tarafından ulaşılabilmesine imkân veriyordu. Ancak Frankfurt mutfağı, kiralık dairerde 20. yüzyıl boyunca belli bir standardı temsil eder hale geldi: iş mutfağı (work kitchen). İçinde yaşamak ya da yemek için çok dardı ve sonraları “kadını mutfağa sürgün etmekle” eleştirildi ama 2. Dünya Savaşı sonrasının muhafazakarlığı ekonomik nedenlerle de birleşince galip geldi. Mutfak tekrar yaşam alanından kesin olarak ayrılması gereken bir yer olarak görüldü. Bu gelişimde pratik nedenler de rol oynadı: geçmişin burjuva evlerinde olduğu üzere, mutfağı ayırmanın bir nedeni de, oturma odasından dumanı ve kokuyu uzak tutmaktı.

Teknikleşme

Frankfurt mutfağı için geliştirilen standart ölçüler ve yerleşim fikrinin etkisi altında kalındı. Bu donanım ilerleyen yıllar boyunca standart olarak kaldı: soğuk ve sıcak su musluğu, lavabo, elektrikli ya da gazlı ocak ve fırın. Kısa süre sonra buzdolabı da standart olarak eklendi. Mutfak dolaplarının ön kısmında tahta olan modüler mobilya kullanılmasıyla, bu yeni mutfak “İsveç mutfak” olarak rötuşlandı. Bu konsept, öncelikle steril laboratuarların ve hastanelerin temizliğini çağrıştıran beyaz sentetik kapı ve çekmece kaplamalarıyla, daha sonra da canlı ve renklerle değiştirildi. A.B.D.’de 1940’larda mutfağı blender, tost makinesi ve mikrodalga fırın gibi küçük ve büyük elektrikli araçlarla donatma eğilimi başladı. 2. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’da ortaya çıkan düşük fiyat-ileri teknoloji talebiyle, Batı Avrupa mutfakları buzdolabı ve elektrikli/gazlı ocakları da barındırabilecek şekilde tasarlanmaya başlandı.

Kiralık evlerdeki bu gelişme, ev sahibi olanların mutfaklarındaki gelişmeyle paralel olarak ilerledi. Buralarda mutfaklar biraz daha geniş ve yemek odası olarak günlük kullanıma uygundu ama diğer taraftan devam eden teknik gelişme aynıydı ve modüler mobilya kullanımı bu pazarda standart haline geldi.

Teknoloji merkezli bu eğilim, bazı tasarımcıların iş mutfağını daha uzağa taşıyarak, Luigi Colani’nin “uydu mutfak” gibi fütürist tasarımlarla son noktaya erişmesinin yolunu açtı. Oda ortasında bir sandalye olan bir küreye indirgenmişti, öyle ki bütün uygulamalar kol mesafesindeydi, yemeği ısıtmak için en iyi ayarlamalar yapılmıştı ama aslında yemek pişirmek için uygun değildi. Buna rağmen böyle çıkışlar genel eğilimin dışındadır.

Eski doğu bloğu ülkelerinde, resmi öğreti yemek yapmayı önemsiz bir gereklilik olarak görmekteydi ve kadınlar “toplum için” fabrikalarda çalışmalıydı, evde değil. Aynı zamanda, barınma prefabrike levhalar kullanarak standardize edilen daireler yapılarak düşük fiyatla ve kısa sürede çözülmeliydi. Mutfak asgari ölçülerine indirgendi ve iş mutfağı düşüncesi uçlara taşındı: örneğin Doğu Almanya’da P2 model standart 55 metrekarelik dairelerde 4 metrekarelik mutfaklar vardı (pencere yoktu) ve bunlar bir diğerinden pencereyle ya da geçişle ayrılan yemek ve oturma odasına bağlanıyordu. Bununla birlikte tüm nüfusuna ev sağlamak ve gelir adaletsizliğini yok etmek üzere yola çıkan bir düşüncenin, karşılaması gereken ihtiyaç düşünüldüğünde bu durum o kadar vahim gözükmez. Kapitalist toplumlardaki gecekonduları, evsizleri ve gettoları hatırlayınız.


Gerçek İsa Kilisesi

Gerçek İsa Kilisesi (Çince: 真耶穌教會) 1917′de Pekin, Çin’de kurulmuş bağımsız bir kilisedir. Gerçek İsa Kilisesi uluslararası topluluğunun şu andaki seçilmiş lideri , vaiz Yung-Ji Lin ‘dir. Bugün , 6 kıta ve 45 ülkede yaklaşık 1,5-2,5 milyon inanlısı bulunmaktadır. Hristiyanlığın Pentikost mezhebi Çin’de 20. yy başlarında doğmuştur. Kilise aynı zamanda Pentecostal İlahiyat birliğine bağlıdır. Kilise yılbaşı ve paskalya yortularını kutlamaz. Kilise 1949 ‘daki Komünist devrim öncesi 3 yerel Çin kilisesinden birisiydi. Kilise İsa ‘nın 2. gelişinden önce tüm halklara hakikati anlatmayı , göstermeyi amaçlamaktadır.

Kutsal ruh

«Dilin konuşması ile Kutsal Ruha ulaşmak, Cennet Krallığı’nın mirasını garanti eder.»

Vaftiz

«Su vaftizi günahların bağışlanması ve yenilenme ayinidir. Vaftiz doğadaki suyun içinde yerine getirilir. Örneğin nehir, deniz ya da pınar.

Zaten daha önceden vaftizlenmiş vaftizci, vaftiz işini İsa adına gerçekleştirir. Vaftiz edilen kişi başı eğik, yüzü aşağıya bakar şekilde tüm vücudu suya girer.»

Ayak yıkamak

«Ayak yıkama ayini kişinin İsa ile bir olmasını sağlar. Aynı zamanda kişinin alçak gönüllülüğü, kutsallığı, sevgiyi, bağışlamayı ve hizmet etmeyi hatırlaması sağlanır.

Su vaftizi almış her kişinin ayaklarını da Isa adına yıkaması gerekir. Karşılıklı olarak ayak yıkama uygun olan zamanlarda yapılabilir.»

Kutsal komünyon

«Kutsal komünyon, İsa Mesih’in ölümünü anmak için yapılan kutsal bir işlemdir. Peygamberimizin et ve kanını paylaşmamızı sağlar ve kıyamet günü sonsuz hayat kazanmak ve diriltilmek için O’nunla inanç birliğimizi pekiştirir. Bu kutsal işlem mümkün olduğunca sık yapılmalıdır. Sadece hamursuz ekmek ve üzüm suyu kullanılır.»

Şabat günü

«Şabat günü, haftanın yedinci günü kabul edilen Cumartesi günü, kutsal gündür ve Tanrı tarafından kutsanmıştır. Bu gün Tanrı’nın yaratıcılığı anılarak ve bekleyen ebedi huzurun umudu içerisinde geçirilmelidir.»

İsa

«İsa Mesih, Tanrı kelamını insanlara ulaştıran oğul ete dönüştü, günahkarları kurtarmak için çarmağa gerildi, üçüncü gün yeniden canlandırıldı ve cennete yükseldi. O insanlığın tek kurtarıcısı, cennet ve dünyanın yaratıcısı ve tek gerçek Tanrı’dır.»

İncil

«İncil, tanrı tarafından yaratılan, eski ve yeni bölümleriyle, tek kutsal gerçek ve Hristiyan yaşamı için standarttır.»

Kurtuluş

«Kurtuluş, tanrının inanca verdiği bir lütüftur. İnananlar, kutsanmışlığın sürmesi, tanrıyı şereflendirmek ve insanları sevmek için, Ruhülkudüs’e güvenmelidir.»

Kilisesi

«Gerçek İsa Kilisesi, ikinci yağmurlar zamanında, Ruhülkudüs (Kutsal Ruh) iken İsa Mesihimiz tarafından inşaa edildi. Gerçek İsa Kilisesi, Papa zamanının gerçek kilisesinden restore edilmiştir.»

Mesih’in ikinci gelişi

«Mesih’in ikinci gelişi “Son Gün” olacak, O cennetten dünyayı yargılamaya gelecek: erdem sahipleri sonsuz bir yaşam alacakken, ruhunda kötülük besleyenler sonsuza kadar lanetlenecekler.»

[[got:


BSH

BSH (Bosch und Siemens Hausgeräte GmbH; Türkçe; Bosch ve Siemens Ev Aletleri Limited Şirketi), 1967 yılında Robert Bosch GmbH Stuttgart ile Siemens AG Munich’in ortak girişimiyle kurulan bir şirkettir.

BSH Bosch und Siemens Hausgerate’nin Türkiye’deki iştiraki BSH Ev Aletleri, 1992 yılından bu yana faaliyet göstermektedir. Ana markaları Bosch ve Siemens, özel markası Gaggenau ve yerel markası Profilo ile Türkiye’nin yabancı yatırımlı beyaz eşya şirketidir.
Türkiye de Çerkezköy fabrikalarında soğutucu, çamaşır makinesi, fırın ve bulaşık makinesi olarak dört ana gurupta üretim yapmaktadır.

www.bsh.com.tr


Arşimet prensibi

Arşimet Prensibi:Bir sıvı içindeki katı cisim,taşırdığı sıvının ağırlığına eşit bir kuvvet ile yukarıya itilir.Ünlü bir deneyde Arşimet,aynı kütledeki altın bir taç ile bir altın külçesinin taşıracakalrı su miktarlarının aynı olması gerektiğini ileri sürmüş ve dediği çıkmayınca tacın altın olup olmadığını anlamıştır.

Suyun kaldırma kuvveti, Arşimet tarafından farkedilen ve ileri sürülen bir ilkeyle, suyun kaldırma kuvveti açıklığa kavuşmuştur. Su kendi yoğunluğundan da az yoğunluğa sahip olan cisimleri, yüzeyine doğru itmektedir. Yoğunluk farklılıklarından ortaya çıkan itme kuvveti etkisiyle cisim yüzmeye başlar. Burada her ne kadar gemi ve deniz mühendisliğinin alanına girdiğinden, örnek su olarak alınmışsa da bu ilke sıvılar için genel kuraldır.

Yoğunluk karşılaştırması basit şekilde söyle yapılabilir: Elinize alacağınız bir kabı taşana kadar doldurun. Tabi önce o kabı da ondan daha büyük olan başka bir kaba koyun. Sonrada yüzebilecek herhangi bir cismi kaba atın. Büyük kapta biriken taşma suyu, varsa bir ölçekle (çamaşır makinesi toz ölcüsü veya ölçekli su sürahisi de olur) hacmini, bir teraziylede ağırlığını ölcün. Sonra bir bölme işlemiyle ağırlığını, hacme bölün. Bulduğunuz o rakam kabaca o cismin yoğunluğunu verir. Bu sayı birden küçükse kaba attığınız çisim şu an suda yüzüyor durumdadır. Birden büyükse suya batmıştır. Anlaşılacağı gibi içme suyu kullandığımız düşünülmüştür ve içme suyunun yoğunluğu 1′dir.

Aslında bu doğal olay yüzmenin de nasıl gerçekleştiğini ortaya koyar. Arşimet bu deneyi aynı büyüklükteki iki altın parçayı terazinin iki koluna bağlayıp birini suya batırarak yapmıştır. Yukarıda açıklanan kendi bulduğu yöntemle altınların ikişide gerçekse yoğunluklarının aynı kalacağını, biri farklı karışımlardan oluşan altınsa yoğunluk farkıyla ortaya çıkacağını ileri sürmüş ve kanıtlamıştır.

Kullanıldığı yerler

Arşimet prensibi,cisimlerin kendi ağırlıklarının bulunmasında kullanılır.
Parmaklarımızı

İnsanların yiyecek ihtiyacından tutun da,turistik faaliyetler için bile şu anda suyun kaldırma kuvvetinden yararlanılmaktadır:

Bazı bölgelerde bulunan baraj gölleri,balık bakımından zengindirler.Kayık,kaldırma kuvvetinden yararlanılarak yapılmış olduğu için kayık kullanan bir kısım balıkçılar hem geçimlerini sağlamak hem de insanların besin ihitiyacını karşılamak için bu yola başvurular.Yine aynı şekilde, kaldırma kuvvetinden yararlanılarak yapılan bir spor da raftingdir.Her yıl binlerce turist ülkemize gelerek bu sporla ilgilenirler.Turistlerin bu konudaki ilgi alanları bununla sınırlı kalmaz.Günümüzün yaygın sporlarından Jet-Ski,Sörf,Yelkenli ; turistlerin ilgi odağı olmuştur.

Kaldırma kuvvetini kullanıldığı bir diğer alan ise taşımacılıktır.Kıbrıs’ın bir ada olması bakımından oraya yapılan gezilerde su yolu kullanılmaktadır.Ülkemizde bulunan Keban Gölü’nde bile iki köy arasında gidip gelmek için kayıkla veya sallar ile ulaşım gerçekleşir.Her gün binlerce İstanbullu öğrenci Anadolu ve Avrupa yakasına varabilmek,okullarına ulaşabilmek için(köprü olmasına rağmen)ucuz ve rahat olduğu için deniz yolunu tercih etmektedirler.
Toprakları deniz kıyısında bulunan ülkeler için su ve su yolları savunma bakımından büyük önem taşır.Kaldırma kuvveti ile su üzerinde durabilen binlerce tonluk savaş gemileri yapılarak ülkeler arası güvenlik sağlanır.
Osmanlı Devleti zamanında bir çok devlet sıcak denizlere açılıp ticaret yapmak istemişlerdir.Bunun için de su yolunu kullanmışlar ,dolayısıyla da suyun kaldırma kuvvetinden yararlanmışlardır.Bu şekilde ticaretlerini geliştirerek dünyanın sayılı ülkeleri haline gelmek istemişlerdir.İşte Arşimet’in bulduğu kaldırma kuvvetinden birçok devlet belki de bu prensibi bilmeden ondan yararlanmışlardır.
Sonuç olarak;suyun böyle bir özelliğinin farkında olmasaydık hayat bizim için belki de çok zor
olacaktı.Unutmayalım ki,şu anda yüzüp,denizde seyahat ediyorsak, bunlarArşimet’in sayesinde olmuştur.Bu yüzden bu bilim adamının kıymetini bilmeli,prenisibini en iyi şekilde kullanarak onu geliştirmeye çalışmalıyız.


Lilith

Musevilik ve Hristiyanlık inançlarında Âdem’in ilk karısıdır. Tevrat’ın ilk bölümü olan Yaradılış bölümünün 1. Bab’ında Âdem ile beraber bir dişi yaradıldığından, 2. Bölümde ise Âdem’in kaburga kemiğinden bir dişi yaratıldığı yazılıdır.

Tevrat’ta açıkça yer almamasına rağmen; birçok Musevi dini kaynağı 2. Bölümde sözü geçen dişinin Âdem’in 2. karısı olduğu, birinci bölümdekinin ise ilk karısı olan Lilith olduğuna inanırlar.

İnanışa göre Lilith, Âdem ile aynı zamanda ve aynı anda yaratıldıklarından Âdemin kendisine eşit olduğu görüşündedir (Tarihin ilk Feministi) bu sebeple de Âdem’e tabi olmayı şiddetle reddeder Tanrı’ya asi olur ve cennetten uzaklaştırılır. Bundan sonra Tanrı Âdem’in kaburga kemiğinden Havva’yı yaratır Havva sonuçta erkeğinin bir parçasından yaratıldığından ona tabi olur.

Âdem ile Havva ilk günahı işleyip cennetten kovulduktan sonra çocukları olur Lilith bunu kıskanır ve bundan sonra adem oğullarından doğacak her bebeği öldürmeye yemin eder.

İnanışa göre kötü bir ifrit haline gelen Lilith gece hava karanlıktan sonra yeni doğum yapmış evlere girerek lohusa kadınların bebeklerini boğmaktadır. Bu sebeple günümüzde bazı Museviler arasında bir adet olarak, Lohusa kadın akşamları evde yalnız bırakılmaz, ve akşamları çamaşır ipinde çocuk bezi bırakılmaz, çünkü bunları gören Lilith’in o evde çocuk olduğunu anlamasından endişe edilir.

Dış Bağlantılar

Lilith Efsanesi


Turplu, Balıkesir

Turplu, Balıkesir ili merkez ilçeye bağlı bir köydür. Daha önceleri Balıkesir ili, Balya ilçesine bağlı iken, yapılan halk oylaması sonucunda Şubat 2001′den bu yana Balıkesir’e bağlanmıştır. Böylece Balıkesir merkez köy konumunda olup, il merkezine 27 km uzaklıktadır.

Köy, doğuda Aktarma, Ovacık Köyleri, Kuzeydoğuda Deliktaş, Kuzey batıda Büyükpınar ve Kavakalan Köyleri, batıda Alidemirci, Güneyde Narlı, Güneydoğuda Bakacak Köyleri ile çevrilidir.

YOL :İl Merkezine ulaşımı sağlayan yol Haziran 2001 den buyana asfalt olup,köyler arası yollar şoşedir.Alidemirci,narlı,Bakacak köylerine ulaşım asfalttır.İlk olarak 1968 yılında il merkezine yol yapılmıştır. Ayrıca 1995 yılında Aktarma Köyü üzerinden İl merkezine ulaşımı sağlayan yol açılmıştır.2007 Agostos ayindan itibaren yolun tamami asfalztdir.

SU : Köy, önceleri kendi olanakları ile getirdikleri sularla ihtiyacını karşılamaya çalışmış,1995 yılında köyün Susam kıranı mevkiinde bulunan bir yer altı su kaynağı ile kuyu açılmış,Susam kıranı tepesine yapılan bir depo ile su şebekesi kurulmuştur. Evlerde şebeke suyunun verilmesi önemli bir ilerlemeyi sağlamıştır.Evlerde Çamaşır makineleri kullanılmaya başlamıştır.

KANALİZASYON: Eylül 2001 e kadar ihtiyaç fosseptik çukurlarla karşılanmaya çalışılmıştır.Bu dönemden sonra devletçe sağlanan ödenek ile işçiliğini de köylü sağlayarak kanalizasyon şebekesine kavuşulmuştur.

ELEKTRİK : Turplu Köyü,Çağdaş toplumun ayrılmaz parçası elektriğe 1977 yılında kavuşmuştur.Böylece Elektrikli ev aletlerinin kullanımı hızla çoğalmıştır.

TELEFON :Köy otomatik telefona 1984 yılında kavuşmuştur. 2001 yılının başından itibaren Fiber optik kablo ile haberleşmeye geçilmiştir.

Köy 2001 yılında sağlık evine kavuşmuş,1 ebe - hemşire görev yapmakta olup,haftada bir gün de Doktor gelip hastalara hizmet verilmektedir. Köy konağı inşaatı büyük ölçüde tamamlanmıştır.

EĞİTİM : Turplu köyü ilk olarak okula 1942 yılında kavuşmuştur.İlk olarak Köy odasında başlanan eğitim-öğretim,daha sonra köylünün kendi imkanları ile yaptığı iki derslikli bir binada devam etmiştir.Devletçe 1970 yılında yapılan 3 derslikli modern okulda hala eğitim-öğretim devam etmektedir. Okul ihata duvarı köy imecesi ile 1985 yılında yapılmıştır.Okul bünyesinde 3 öğretmen lojmanı,Depo,öğrenci WC leri yer almaktadır.Bahçe içinde ağaçlandırma çalışmaları yapılmıştır.Öğretmenlerin İl merkezine gidiş geliş yapmaları nedeniyle öğretmen lojmanları atıl durumda olduğundan bu lojmanlar ek derslik durumuna getirilmiştir.2001-2002 Öğretim Yılından itibaren anasınıfı açılmıştır.

1997-98 Öğretim yılından itibaren Zorunlu ve kesintisiz 8 yıllık eğitime geçilmesi ile Turplu Köyü Taşıma merkezi seçilmiş,ancak yeterli mevcut oluşamadığından 6.sınıf açılamamıştır.Ertesi yıllarda Taşıma merkezi konumundan çıkarılarak 6,7,8,sınıfa giden öğrenciler Balıkesir-Bakacak Şehit Yüksel Bayhan İ.Ö. Okuluna Taşımalı olarak devam etmektedirler.6,7,ve 8 sınıfların açılması,Alidemirci,Aktarma Köylerindeki aynı sınıfların buraya taşınması hedefler arasındadır.
Halen 1 Müdür Yetkili Öğretmen,3 sınıf Öğretmeni, 1 Okul Öncesi Öğretmeni olmak üzere 5 personeli bulunmaktadır. Toplam Öğrenci sayısı (2003-2004 Öğretim Yılında) 58 dir.

Coğrafi yapı

Köy, Susam Kıranı’nın güney yamacına kurulmuştur. Kurulduğu yer eğridir. Köyün Başlıca Yükseltileri:Dede Tepesi, Kurt tepesi, Büyük tepe, Susam kıranı tepesi, Küçük tepe, Arpacı tepesi, Tayadı ve Bakla Tepesidir. Dağları ; Sivriçam Dağı,Alaçam dağlarıdır. Akarsular;Kocaçay,Yirbik çayı,Dipsiz deresidir.Genel olarak Köy engebeli bir doğal yapıya sahiptir.
5. KÖYÜN TARİHÇESİ: Kesin olmamakla birlikte Turplu Köyü,toplu olarak Toybelen den gelmiştir.TOPLU Köyü,zamanla TURPLU ya dönüşmesi ile şimdiki adını almıştır.Köy Halkı,18. yüzyılda göçebe olarak yaşarken şimdiki yerinde yerleşik hayata geçmiştir.Bir başka rivayete göre; Köyün kurulduğu yerdeki arazide Yaban Turpu bolca olduğundan Turplu adını aldığından söz edilmektedir.Köy Halkı her ne kadar Manav olduklarını söyleseler de aslında yörüktürler.

Ekonomi

Köyün Temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır.Son yıllarda Besi hayvancılığı ve süt inekçiliğine önem verilmiştir.Merasının çok geniş olması sebebiyle küçük baş hayvancılık yapılmaktadır.Son yıllarda; ülke ekonomisine paralel olarak küçükbaş hayvancılık gerileme seyri içindedir. 10 yıl öncesinde küçükbaş hayvan sayısı 7 binlerde iken şimdi 2 binlere kadar gerilemiştir.

Tarım ürünü olarak,Buğday,arpa,hayvan yemi olabilecek tahıllar, Ayçiçeği, Mısır,susam.Kavun, Karpuz yetiştirilmektedir.

Sonbaharda kendi işini bitiren köylüler köy dışına ücretli tarım işine giderler.Edremit körfezine zeytin toplamaya,Adapazarı yöresine fındık işçiliğine…gibi.
Kış aylarında kadınlar; aba kumaş dokumacılığı,çorap örme işi yaparak aile bütçesine katkıda bulunurlar.


PH

Bazı maddelerin pH değerleri
Madde pH
Hidroklorik Asit, (tuzruhu) -1.0
Gastrik Asit <center>1.5 – 2.0
Limon <center>2.4
Kola <center>2.5
Sirke <center>2.9
Portakal <center>3.5
Bira <center>4.5
Asit yağmuru <center><5.0
Kahve <center>5.0
Çay <center>5.5
Süt <center>6.5
Su <center>7.0
İnsan tükürüğü <center>6.5 – 7.4
Kan <center>7.34 – 7.45
İdrar (alınan besine bağlı olarak) <center>5.0 – 8.0
Safra sıvısı <center>7.0 – 8.0
Gözyaşı <center>7.4
Pankreas özsuyu <center>7.8 – 8.0
Beyin omurilik sıvısı <center>7.4
Deniz Suyu <center>8.0
El Sabunu <center>9.0 – 10.0
Amonyak (NH3) <center>11.5
Çamaşır Suyu <center>12.5
Sodyum Hidroksit <center>13.5
Kostik Soda <center>13.9

pH bir çözeltinin asitlik veya bazlık derecesini tarif eden ölçü birimidir.

0′dan 14′e kadar olan bir skalada ölçülür. pH teriminde p; eksi logaritmanın matematiksel sembolünden, ve H ise hidrojenin kimyasal formülünden türetilmişlerdir. pH tanımı, hidrojen konsantrasyonunun eksi logaritması olarak verilebilir:

pH = −log[H+]

pH hidrojen iyonun aktivitesi cinsinden bir asit veya bazın derecesini ifade etme yoluyla ihtiyaç duyulan niceliksel bilgiyi sağlar. Bir maddenin pH değeri hidrojen iyonu [H+] ile hidroksil iyonunun [OH] derişimlerinin oranına direk bağlıdır. Eğer H+ derişimi OH derişiminden fazla ise çözelti asidik; yani pH değeri 7 den düşüktür. Eğer OH derişimi H+ derişiminden fazla ise maddemiz bazik; yani pH değeri 7 den büyüktür. Eğer OH ve H+ iyonlarından eşit miktarlarda mevcutsa, madde 7 pH değerine sahip olmak üzere nötrdür.

Asit ve bazlar herbiri serbest hidrojen ve hidroksil iyonlarına sahiptirler. Belli koşullarda ve belli bir çözeltide hidrojen ve hidroksil iyonlarının ilişkileri sabit olduğu için, birini tesbit etmek diğerini bilmek ile mümkündür. Bu anlamda, pH, tanımsal açıdan hidrojen iyonu aktivitesinin seçici bir ölçümü olsa da, hem alkalinlik hem de asitliğin bir ölçüsüdür. pH logaritmik bir fonksiyon olması açısından, pH değerindeki bir birimlik değişim hidrojen iyon derişimindeki on-katlık değişime karşılık gelir.



Next Page »